Patentlerin Teknolojik Gelişimdeki Etkisi

Daha önce paylaştığım “Yazılımda Fikri Hakların Korunması” konusundaki yazımın ardından Bilgisayar Mühendisleri Odası‘nın dergisinde “Patentlerin Teknolojik Gelişimdeki Etkisi” üzerine bir yazım daha yayımlandı. Blogumda da bulunsun diye yazının bir kopyasını buraya ekliyorum.  Yazının orjinali de şurada.  Umarım keyifle okursunuz.  Fikri haklarla ilgili diğer yazılarıma şuradan ulaşabilirsiniz.

Yazının yazıldığı tarihte Kickstarter’ın ArtistShare ile patent davası henüz sonuçlanmamıştı.  Tekrar incelediğim kadarıyla Kickstarter davayı kazanmış.

Patentlerin Teknolojik Gelişimdeki Etkisi

Geçen yazımda yazılımda fikri hakların korunması için atılması gereken adımlardan bahsetmiştim.  Bu yazıda patentlerin gerçekten amacına yönelik kullanılıp kullanılmadığını ve gerçekten teknolojik gelişimi tetikleyip tetiklemediğini tartışmaya açacağım.  Türkiye üzerindeki bilgiler kısıtlı olduğundan, yazı içindeki veriler Amerika için geçerlidir.

Öncelikle birkaç örnekle fikri haklarımızı korumanın önemini hatırlayalım.

  • Apple, cep telefonu/tablet piyasasında rakiplerine üstünlük sağlamak için uzun süre Android kullanan cihaz üreticilerine davalar açmıştı.  Herhalde son yılların en meşhur patent davası da Apple’ın Samsung’a açmış olduğu ve karşılığında 1,049 Milyar $ kazandığı davaydı.  Bu dava sonrasında Google, Samsung ile 10 yıllık bir patent anlaşması imzaladı ve bir bakıma firmayı koruma altına aldı.
  • Google daha önce de 12,5 Milyar $’a Motorola’yı satın almış, ama daha sonra patentleri tutup iş kollarını satmaya ve dağıtmaya karar vermişti.
  • Microsoft da daha önce AOL’dan 1 Milyar $’a 800 patent satın alıp (ortalama 1,3 Milyon $), bunların önemli bir kısmını Facebook’a 550 Milyon $’a satmıştı.  Facebook bu patentleri Yahoo’nun kendisine açtığı davalar nedeniyle satın almaya karar vermişti.

Aslında örnekleri saymakla bitmez.  İnanılmaz bir alım satım, lisanslama ve dava süreçleri var.   Bu bakımdan patentlerin kullanımının yüksek bir potansiyel alanı var.  Patent davaları sadece tazminat olarak çıkar sağlamamakta.  Rakip firmanın iş yapması da engellenebilmektedir.  Bu bakımdan firmalar birbirine dünyanın birçok ülkesinde ayrı ayrı patent davaları açmakta ve satış durdurma kararı verdirmeye çalışmakta.  Apple ve Samsung davaları süresince farklı ülkelerde birbirlerinin satışlarını durdurmuştu.

Patent Trolleri

Teknolojinin gelişimindeki yüksek rekabet bu davalarla karşılaşmamıza yol açmakta.  İşin sert rekabet kısmını bir kenara bırakırsak, bazı firmalar var ki, amacı kendi icatlarının başkaları tarafından taklidini engellemek değil. Bu firmalar, teknolojiyi üretmeden patent alan ve sadece piyasadaki diğer firmalara dava açarak, lisans geliri elde etmeye çalışan patent trolleridir.

Patent trolleri kimden ne koparabilirsek mantığında firmaları tehdit ederler.  Hatta çoğu zaman kendileriyle uzun bir hukuk mücadelesine girebilecek güce sahip olmayan startupları hedeflerler.  Açılan davaların 55%’i geliri 10 Milyon $’ın altındaki firmalara karşıdır.  Patent trolleri piyasayı o kadar meşgul etmekte ki, 2014’teki patent davalarının 61%’i de patent trolleri tarafından açılmış.  Bu oran 2007’de 24%’müş.

Bu noktada, dava açılan firmalar dava içeriğinde tam olarak neyi ihlal ettiğini bilemeyebiliyorlar.  Ayrıca, bu iş için uzun ve maliyetli bir hukuk mücadelesini göze almak zorunda kalıyorlar.  Birçok startup bunun yerine patent trollerine gelirinin bir kısmını teslim ederek anlaşma yoluna gitmek zorunda kalıyor.

Burada patent sahiplerinin hakları ile toplumsal fayda arasında ince biz denge olduğunu vurgulamakta fayda var.  Bu denge bozulduğu zaman teknolojik gelişimin hızı yavaşlıyor, toplumsal fayda azalıyor.  Bunun en büyük örneği crowdfunding (kitlesel fonlama) platformları.  Crowdfunding platformları fikir ya da prototip üzerinden toplu bir şekilde yatırım almayı çalışan platformlar.  Kişilerden ufak paylarda yatırım alarak aradığı yatırıma ulaşmaya çalışan girişimciler, birçok zaman hayal ettiklerinin bile çok üstünde yatırıma kavuşuyorlar.  Bu yönden inovasyonun ve girişimciliğin de son yıllarda lokomotiflerinden biri oldular.  Öte yandan, kendi bir web sitesi dahi olmayan AlphaCap Ventures, şu ana kadar, Indiegogo’yu da içeren on platforma dava açtı.  Kickstarter da yaklaşık üç yılı aşkın zamandır ArtistShare ile uğraşmakta.  Geçtiğimiz yıl Kickstarter da patentin geçersiz hale gelmesi için dava açmıştı.  Yeni teknoloji girişimleri için kuluçka olarak düşünülebilecek crowdfunding platformlarının sarsılması birer bir teknoloji gelişiminin yavaşlaması olarak yorumlanabilir.

Patent sistemindeki açıklar bu bakımdan teknolojideki ilerleyişi yavaşlatıyor ve bu Amerika’da da tartışılan bir konu.  Patent trolleriyle başa çıkmak adına, 2013’te Innovation Act adı altında bir kanun tasarısı önerildi.  Innovation Act de patent trollerini engellemese de, dava açılanlara savaşmak için belli fırsatlar sunuyor.

  • Davacı ihlal konusuyla ilgili temel bilgileri paylaşmak zorunda.
  • Masraflı araştırma sürecinin davada ileriki bir aşamaya taşınmakta.
  • Davacı içi boş, naylon bir şirketse dava açmasını engelleme, esas faydayı sağlayacak
  • Davacı davayı kaybederse davalı tarafın masraflarını karşılamak zorunda.
  • Davalının ürünlerini kullanan müşterilerini savunabilmesi

Amerikan senatosundan 2013’te geçmeyen Innovation Act, bu günlerde tekrar senatonun gündemine gelmiş durumda.  Bu yönde senatoya ciddi bir baskı olmasının en önemli sebeplerinden biri, Amerikan ekonomisinde istihdamdaki büyümeyi startup’ların sürüklüyor olması.  Öyle ki, Amerikan yıllık istihdamındaki büyümenin neredeyse tamamının startupların sayesinde olduğunu söylemek mümkün.

Burada Türkiye için kısa bir araya girip, bir koruma olarak patenti üç yıl içinde kullanma zorunluluğu olduğunu belirtmekte fayda var.

Patent Melekleri

Tabii, her patent sahibi kötü niyetli olmuyor.  Elon Musk gibi patentlerini “bedava” dağıtanlar da var.  2014 yazında Elon Musk, elektrikli araba üretimi yapan firması Tesla’daki yüzlerce patentini, gururla sergilediği lobisinden kaldırdı ve patentlerini “iyi bir amaçla” kullanacak olanlara dava açmayacağını belirtti.

Tabii, bunda elektrikli araba sektörünün Elon Musk’ın tahmin ettiği hızda büyümemesi de büyük etken.  Bugün 2 Milyar arabanın olduğu ve her yıl 100 Milyon arabanın üretildiği piyasada, elektrikli arabaların oranı 1% bile etmiyor.  Elon Musk benzinle çalışan arabaların yarattığı “karbon etkisini” tek başına Tesla’nın bitiremeyeceğini belirtse de, hedefinin benzinle çalışan araba pazarıyla rekabet etmek olduğunu da belirtmiş.  Elektrikli araba pazarının büyümesi Tesla’nın da işine gelecektir kuşkusuz.  Yani, bu paylaşım pratikte sadece “yüce bir amaç” için yapılmamakta.

Tesla’nın hikâyesi bu bakımdan etkileyici olsa da tek değil.  Tesla çapında olmasa da, teknoloji gelişimi açısından patentlerinin “bir kısmına” dava açmayacağını duyuran firmalar da var.  Google 2013’te BigData, MapReduce ve Cloud ile ilgili bazı patentleri için dava açmayacağını duyurmuştu.

Burada kendi startuplarımız açısından patentlerin önemine dikkat çekerek yazıyı bitirmek istiyorum.  Cari açığımızı kapatabilmemizin yegâne yolu ürünlerimizi ihracatımızı arttırmak.  Bu noktada Türkiye’de özellikle bilişim açısından çok büyük bir potansiyel bulunmakta.  Ancak, patent sayılarımız her yıl artmasına rağmen halen başka ülkelere göre oldukça düşük.  Trollerin ve meleklerin bulunduğu bir dünyada rekabet gücümüzü şansa bırakamayız.  Bilgim dâhilinde, Türkiye’de patent trollerinin açtığı bir dava bilmediğimden bu yazıda vurguyu özellikle yurtdışına yaptım.  Kendi ürünlerimizi korumak için fikri haklarımıza mutlaka sahip çıkmamız gerekmekte.

İlk Bayram

Hep pek bir beğenirdim bu bayram reklamlarını. Böyle çok içten gelirdi. İlk defa bu bayram çok acıtıyor reklamlar. Hele ki, Şölen’in “Orhan amcanın torununu kucağına aldığı” reklamı çok fena dağlıyor beni. Babam (rahmetlinin adı da Orhan’dı) bir buçuk ay sonra doğacak torununu göremeden göçüp gitti.

şölen reklam

 

 

 

 

 

Keşkeler çok belki, ama şükredecek çok şey de var. Ablamın çocuklarını gördü. Vefatından önce TSAG’la balkan turuna katılmıştı. 40 yıl sonra dedemin geldiği yerleri (Üsküp) gördü. Vefatından bir gün önce “Cennet gibi yerler gördüm Okan” diyordu. Kendi açımdan en büyük tesellim uykusunda huzurla vefat etmiş olması ve beraber geçirdiğimiz zamanlara dair içimde bir vicdan azabı olmaması.

Siz de büyüklerinizi ihmal etmeyin bu bayramda. Gidin ziyaret edin, yapamıyorsanız arayın. Bir yerden sonra geçirdiğiniz bütün zamanlar size teselli gibi geliyor.

Hepinize iyi bayramlar,

071

 

 

 

 

 

 

Yazılımda Fikri Hakların Korunması

Bugün benim için oldukça gururlu bir gün.  Bilgisayar Mühendisleri Odası‘nın dergisinde “Yazılımda Fikri Hakların Korunması” üzerine makalem yayımlandı.  Bu yazının yayımlanması için aracı olan değerli arkadaşım Harun Doğan’a çok teşekkür ediyorum.

Fikri haklara benim kendi ilgim de Turkcell’de çalıştığım 6.5 yıllık süre boyunca oluştu.  Aslında, Turkcell’de bu konuda benden çok daha deneyimli, çok daha bilgili insanlar da var.  Verda Emiroğlu, Esen Tuna ve Ceren Geçer’in öncülüğünde Turkcell’de gelişen fikri haklar kültüründen ben de nasibimi aldım.  Onlara da ayrı ayrı teşekkür ediyorum.  Bu sene patent komitesinde kendileriyle çalışmaya başlamış olmak benim için büyük bir şans.

Blogumda da bulunsun diye yazının bir kopyasını buraya ekliyorum.  Umarım keyifle okursunuz.  Fikri haklarla ilgili diğer yazılarıma şuradan ulaşabilirsiniz.  Bu arada dergi yine oldukça sıkı bir içeriğe sahip.  İlgiyle okuyacağınıza eminim.  Derginin koordinatörü Fatih Çiftçi’ye hem teşekkür ediyor, hem de kendisini tebrik ediyorum.

Bu arada yazımı yazdığım tarihte kurumların patent sayıları henüz belli değildi.  Turkcell 2014 yılında da yazılım sektörünün şampiyonu oldu.  Ayrıca, Turkcell ilk üçteki yerini de korumaya devam etti.  Ben de bu başarıda, üç patent başvurusuyla pay sahibi olarak oldukça mutluyum.

patentsiralama

Read More …

Teknoloji Bülteni (9-16 Şubat)

Daha önce ilkini paylaştığım teknoloji bültenine çok iyi geri bildirimler aldım.  Söylediğim gibi iki haftada bir bu bülteni yayımlamayı hedefliyorum.  Ancak, teknoloji dünyası öyle bir hızla ilerliyor ki, benim bir paylaşıma koca iki haftayı sığdırmam mümkün değil.  Bu nedenle öncelikle 9-16 Şubat haftasını paylaşıyorum.  Geçen haftanınkini de çok geçmeden paylaşacağım.

Amatörce yaptığım bu paylaşım ciddi vakit alıyor.  Bu nedenle paylaşımlarım bu haberlere göre gecikmeli olabiliyor.  Eğer beklemek istemezeni size okumak üzere kaydettiğim yazıları takip etmenizi öneriyorum.  Sağda “İlgimi Çeken Yazılar” kısmından veya şu RSS feed’inden takip edebilirsiniz.

Teknoloji

Satın Almalar / Yatırımlar

  • Rocket Internet online yemek siparişi şirketi Talabat’ı 150 milyon Euro’ya satın aldı.  Rocket Internet kendisine büyük bir yemek sipariş ağı kurmaya devam ediyor.  Geçen hafta da Delivery Hero’nun 30’unu 496 M €’ya satın almıştı.  Talabat Arap ülkelerinde çalışan bir firma.  YemekSepeti’ne ek yatırım geleceğinin dedikoduları da dolaşırken ne olacağını göreceğiz.
  • Bir yemek sipariş sitesi satın alması da Yelp’ten.  Yelp ABD’nin popüler servisi Eat34’ü 134 M $’a satın aldı.
  • Rocket Internet’in yemek siparişinde zincir satın almaları gibi, online seyahat firması Expedia da satın almalarla büyümeye devam ediyor.  Geçen ay 280 M $’a Travelocity’yi satın alan Expedia, bu sefer 1.34 Milyar $’a Orbitz’i satın aldı.

Read More …

Teknoloji Bülteni (1-8 Şubat)

Blog’umu açtığımdan beri teknoloji haberlerini bir bülten halinde paylaşmak istiyordum.  Bunu daha önce işyerimde yapsam da bloguma taşımak için zaman ayıramamıştım.  Bu bülteni en fazla iki haftada bir yayınlamayı planlıyorum.  Bu bültende ilgimi çeken satın almalar, teknolojik gelişmeler, değişik patent başvuruları ve yaratıcı iş modellerini paylaşacağım.

Eğer bu bültenler ilginizi çekerse, okumak üzere kaydettiğim yazıları takip etmenizi de öneriyorum.  Sağ tarafta “İlgimi Çeken Yazılar” kısmından veya şu RSS feed’inden takip edebilirsiniz.

Teknoloji

Apple – Google – Twitter

  • Apple 700 Milyar $ piyasa değeri ve 178 Milyar $ nakiti varken 6.5 Milyar $ borçlanmaya gitti.  Nedeni şu yazıda.

Read More …

Karanlıkta Diyalog Deneyimim

downloadGeçtiğimiz ay Turkcell’in HAP (Hayata Ait Programlar) programı kapsamında “Karanlıkta Diyalog” eğitimine gittim.  Bu HAP eğitimleri zaten hep insanın ufkunu açan cinsten oluyor.  Bu bakımdan Turkcell’i de bu yönden ayrı bir takdir ediyorum ve çalışanı olduğum için mutluyum.  Ama bu seferki bir başkaydı.  Beni derinden etkileyen bir deneyim yaşadım ve paylaşmak istiyorum.

Karanlıkta Diyalog bugün dünyanın 30 ülkesinde, 130 şehrinde olan bir sergi.  Bu sergi alanı aslında bizim yaşantımızdan parçalar içermekte.  Ziyaretçilere labirent gibi geliyor, çünkü içerisi zifiri karanlık!

Girişte elinize bir baston veriyorlar.  O an hiç size ait gibi hissetmiyorsunuz, ama içeri girince o baston sizin eliniz ayağınız gibi oluyor.  İlk başlarda da inanılmaz tırsıyorsunuz ya bastonu düşürürsem bulamazsam diye.  Sıkı sıkı tuttum bastonumu.  Başladım sağa sola sallamaya etrafta ne varsa hissetmek için.  Sıklıkla da önümdeki arkadaşlarıma çarptım bastonumla.

Baston önemli, ama içerideki esas referans noktanız rehberler.  İçerideki rehberler görme engelli.  Bu nedenle sizin takıldığınız, tökezlediğiniz, paniklediğiniz yerlerde, bütün hayatını o şartlarda geçirmiş biri dağdaki izci gibi oluyor.  Gören görmemeye, görmeyen görmeye başlıyor.

Aslında, siz de bir yerden sonra alışıyorsunuz.  Ben kendi adıma ilk başta gözlerim kapalı dolaşırken, bir yerden sonra gözlerimi açtım.  Görememeye alıştım.  Hal böyle olunca diğer duyularınızı daha çok kullanmaya başlıyorsunuz.  Sürekli etrafa dokunma ve keşfetme ihtiyacı duyuyorsunuz.  Öncelikle rehberinizin sesi olmak üzere etrafınızdaki bütün seslere kulak kabartıyorsunuz.  Görme dışı duyularınız daha canlanmaya başlıyor.
Clipboard01
İçeri 8 kişilik gruplarla tek sıra halinde giriyorsunuz.  İsterseniz arkadaşlarınızla da katılabilirsiniz, ama tanımadığınız insanlarla aynı gruba denk gelme şansınız da var.  Dışarıda belki selam vermediğiniz ve güvenmediğiniz insanlar o 1,5 saatlik yolculukta sizin için yol arkadaşı oluyor.  Özellikle bir önünüzdeki ve bir arkanızdaki kişi sizin için inanılmaz önemli oluyor.  Çünkü esas rehberiniz oradaki görevli olsa da pratikte herkes bir yerde önündekine güvenmeye başlıyor.  Mesela, önünüzdeki bir engeli arkanızdakine de söylüyorsunuz.  Bu deneyimde en çok etkileyen şeylerden biri, tanımadığım insanlara güvenmek zorunda kalmış olmam, onların da aynı şekilde bana güvenmesi oldu.  Herkes birbirini koruyup kollamaya başladı.

Bu deneyimde diğer öne çıkan, hatta en çok öne çıkan his empati.  Bir anda görme engelliler için hiç olduğunu fark etmediğiniz sıkıntıları anlamaya başlıyorsunuz.  İlk küfrü de sizin yürüyüş yolunuzun üstünde park edilmiş bir arabayla karşılaşınca ediyorsunuz.  Ben en çok vapura binerken denize düşerim korkusu yaşadım.  (Evet, biraz kopya da vermiş oluyorum ;) )  Şunu da fark ediyorsunuz ki, inanılmaz bencil bir hayat yaşıyoruz.  Kendimiz dışındakileri, bizden farklı olanları hiç düşünmüyoruz.  Şehir planlamamız da çoğunlukla bu yönde değil.

Arada bir yerde duvarlar bittiği zaman bir tırsıyorsunuz.  Ama yine de rehberinizin sesini takip ederek rahatlıkla ilerliyorsunuz.  Zaten rehber kesinlikle geride kimseyi bırakmıyor.  Başından itibaren size hep isminizle hitap ediyor ve mutlaka geride kalanları takip ediyor.

Bu sıra dışı deneyimin bana bir diğer katkısı da ilginçtir özgüven oldu.  Bir yetinizi kaybedince onsuz da çaresiz kalmadığınızı görmek, o yetiden ibaret olmadığınızı görmek müthiş bir özgüven sağlıyor.  Ben buna benzer bir hissi daha önce askerlikte yaşamıştım.  Zira, orada da yapamayacağım dediğim bir çok şeyi aslında zorda kalınca yapabildiğimi fark etmiştim.  Ama şunu unutmamak lazım.  Öyle keşmekeş şehirlerde yaşıyoruz ki, gören bile bazen başına bir şey gelmediğine dua ediyor.  Tamamen korunaklı, rehberli bir ortamda bir grubun parçası olarak gittiğiniz bir ortamı gerçek şehir hayatıyla zaten karıştırmamak lazım.

Bu vesileyle bir askerlik anımı da paylaşayım.  Kuralarımızı çekmişiz, herkesin hangi usta birliğine gideceği belli.  Acemi birliğinde son eğitimleri alıyoruz.  Bir tatbikata gittik.  Orada üst rütbeli komutanlarla tanıştık ve fırsat bu fırsat herkes görev yerinin nasıl olduğunu, zor bir yer olup olmadığını sordu.  Orada bir albay şöyle cevap vermişti.  “Ben bir doğu kentinde yaşamayı, İstanbul’da yaşamaktan daha güvenli buluyorum.  Çünkü doğuda başınıza ne gelebileceği belli ve her türlü şeye karşı önlem alabilirsiniz.  Ama İstanbul’da başınıza ne geleceğini bilemezsiniz.  Bakarsınız kafanıza saksı düşmüş, ölmüşsünüz.”  Gerçi, yolların kesilmediği günlerdi o zamanlar.

Neyse, konuya döneyim.  Özgüven konusunda bizim grup epey iyiydi.  Yolculuğun sonuna doğru bar tarzı bir yere oturduk ve içeceklerimizi sipariş ettik.  Orada istisnasız hepimiz çay sipariş vermişiz ve bu nadir rastlanan bir durummuş.  Siz de giderseniz yanınızda 10 TL falan bulundurun, hem içecek, hem de bardaki tipbox için.  Cebinizdeki parayı önceden ayarlamanızda fayda var.  Zira, içeride göremeyeceksiniz.  Gerçi, içerideki rehberler parayı zaten tanıyorlar.

Bu sıra dışı deneyimi hepinize tavsiye ederim.  Karanlıkta veya kapalı alanda korkanlar da korkularıyla güvenli bir yoldan yüzleşebilirler.  Zira, panik yaparsanız içerideki rehberlerin yardımıyla rahatlıkla arada dışarı çıkabiliyorsunuz.  Hem kendi engellerinizi aşmak, hem de engelleri olan insanlarla empati kurmak adına da inanılmaz bir fırsat.  Bunun da ötesinde şükretmek için büyük bir fırsat.

Karanlıkta Diyalog” Gayrettepe Metro İstasyonu’nda.  Rahatlıkla ulaşabileceğiniz bir yerde bulunmakta.  Kaçırmayın derim!

Twitter’ın Q4 Sonuçları

Twitter dün halka arzı sonrası ilk çeyrek (2013 Q4) sonuçlarını açıkladı.

184M mobil aktif kullanıcısı olduğunu ve geçen yıla göre 37% artış gösterdiğini belirtti.

Toplam kullanıcı sayısı ise 241M. Toplamdaki büyüme ise 30%.  Bu aslında Twitter’ın mobil öncelikli olarak büyüdüğünü gösteriyor.  Gerçi bu değişen mobil dünyanın kaçınılmaz sonuçlarından biri zaten.

twitteruser

Read More …

Seth Godin Turkcell Pazarlama Zirvesindeydi

Turkcell Pazarlama Zirvesi’nde pazarlama gurusu olan Seth Godin’i getirerek yine farkını konuşturdu.  Sektörü takip edilen, fenomen haline gelen biriyle bir araya getirdi.  Ben de zirveyi online takip edip kendi notlarımı aldım.  Sizinle paylaşıyorum.

Bize okullarda öğretilen söyleneni yapmamızdır.  Hata yapmaktan korkmamızı sağlarlar.  Oysa ki, yeni dünya böyle değil.  Yeni dünyada düzeltilebildiğin sürece hata yapmakta sorun yok.  Yazıldığı gibi değil, hissettiğin gibi yap.  Çünkü korkarak kazanamazsınız.  Burada bir anda Seth Godin seyircilere bir ritimle ellerini çırpmalarını söyledi.  Seyirciler bunu yapmakta tereddüt ettiğinde de, bunun yine bize öğretilenlerin ve söylenenlerin dışına çıkmaya korkmamıza, eğitim sistemimizin bizi böyle yetiştirdiğine işaret etti.

Seth Godin

 

Don’t play it as written.  Play as it feels.

It is OK to be wrong if you can fix it.

You can’t win by scarcity.

 

 

 

Read More …

Samsung ve Google 10 Yıllık Patent Anlaşması İmzaladı

Techcrunch’ın paylaştığı habere göre Samsung ve Google 10 yıllık patent anlaşması yaptı. Bu Apple’a karşı yapılan bir patent ittifakı olarak yorumlanıyor. Apple daha önce Samsung’a patent davası açmıştı ve 2012’de yaklaşık 1 Milyar $ tazminat elde etmişti. Hatta Apple’a bu parayı 30 kamyonla 5 centlik bozukluklarla ödediği söylenmişti.

Apple daha önce bizzat Steve Jobs’ın ağzından ifadelerle Google’ı “hırsız” olarak değerlendirmişti ve Android’i piyasadan silmeye yemin etmişti.  Ancak, bunu yaparken davalarında hiçbir zaman Google’ı doğrudan hedef almıyor.  Her zaman son kullanıcıyla buluşan, Android’in donanımını üreten Samsung, LG, HTC gibi firmaları hedef alıyor.  Bu aslında bir bakıma Google’ı kullanacak hiçbir vendor’ın kalmamasını amaçlıyor.  Zira, Samsung patent davasını kaybetmesine karşın ayakta kalabildi, ancak diğer firmalar onun kadar iyi durumda değil.  Her ne kadar Google HTC’ye yasal destekte bulunsa da,  HTC’nin durumu pek de parlak değil. Read More …

Umutla Dolu Yeni Bir Yıla Merhaba!

Umutla Dolu Yeni Bir Yıla Merhaba!

2013’e başlarken hedeflerimden biri olarak blogumu açmayı hedeflemiştim.  2013 öyle zorlu bir yıl oldu ki, 2014’te ancak başarabildim.  Ve şimdi nihayet karşınızdayım.  İnsan sadece kendine değil, başkalarına da açıkladığı hedefleri paylaştığında onları yerine getirmek için daha hevesli oluyor.  Bu nedenle ben de hem bu blogla ilgili hedeflerimi, hem de 2014’ye yapmak istediklerimi bir paylaşımda sunmak istedim.

2013 hem kişisel hayatım için, hem de Türkiye açısından zorlu bir yıldı.  Etrafımda dinlediğim çoğu insan 2013 için “uğursuz” bir yıldı diyor.  Ben ise zorlu testlere tabi tutulduğumuz, ama başarıyla atlattığımız bir yıl olduğunu düşünüyorum.  İnsanı öldürmeyen, insanı güçlendirirmiş.  Aynı mantık.

Kendi sınavlarımızdan geçerken, kendi adıma sevindiğim bir konu yazılarımla kendimi ifade etmeye başlamamdı.  Blog’umu açmadığım için bunları sadece kendi sosyal ağlarımda paylaşabilmiştim.  Şimdi ise artık burada paylaşacağım.  Aslında birçok insan da paylaşım konusundaki zincirlerini 2013’te kırdı.  Bunda Türkiye’de yaşanan gezi olayları ve bilimum diğer toplumsal olaylar da etkili oldu.  Bu da beni 2014’teki hedeflerimden birine getiriyor: Toplumsal ve politik görüşümü ifade etmek.  2014 yılı Türkiye için yoğun bir yıl olacak.  Yerel seçim, genel seçim hazırlıkları, yolsuzluklar, diğer iç dinamikler, Türkiye’yi zorlu ama güzel bir yıl bekliyor.

Bunun dışında yazılım mühendisi olarak, bu sene mesleki hayatımda 10. yılıma girdim.  Java, PL/SQL, JMS ve dağıtık sistemler üzerine yoğunlaşmış bir tecrübem var.  Bu yönde bilgi paylaşımları da yapmayı planlıyorum.

Teknolojinin sıkı bir takipçisiyim.  Internet’in dünyanın her tarafında insanları, kültürleri bir araya getirmesinden dolayı sürekli yeni fırsatlar oluştuğunu düşünüyorum.  Steve Jobs’ın belirttiği gibi yeni fırsatları değerlendirmek için yapmamız gereken “noktaları birleştirmek”.  Bunu yaparken de paylaşmak, birlikte üretmek çok önemli.  Felsefesi “birlikte yaratmak ve geliştirmek” olan Sabancı Üniversitesi’nden mezun biri olarak da blogumda olabildiğince teknolojik gelişmeleri paylaşacağım.

  • Gezi tecrübelerim, fotoğraflar vs.
  • Kişisel gelişim
  • Beğendiğim makale, kitap, dizi, filmler

Bunun dışında 2014 yılındaki hedeflerim ise şöyle.

  • Bu blogu güncel tutmak
  • Kan bağışında bulunmak (Kan bağışıyla hayatı kurtulmuş biri olarak böyle bir borcum olduğunu düşünüyorum)
  • Kişisel bir projemin geliştirmesini tamamlamak
  • Spora tekrar başlamak ve belli bir düzene oturtmak
  • Seçimlerde sandıkta aktif görev almak
  • Kendime bir iyilik, bir Avrupa gezisi ve bir dosta ziyaret

Umuyorum, siz de bu süreçte paylaştıklarımdan keyif alırsınız.