Tag Archives: Sergi

Karanlıkta Diyalog Deneyimim

downloadGeçtiğimiz ay Turkcell’in HAP (Hayata Ait Programlar) programı kapsamında “Karanlıkta Diyalog” eğitimine gittim.  Bu HAP eğitimleri zaten hep insanın ufkunu açan cinsten oluyor.  Bu bakımdan Turkcell’i de bu yönden ayrı bir takdir ediyorum ve çalışanı olduğum için mutluyum.  Ama bu seferki bir başkaydı.  Beni derinden etkileyen bir deneyim yaşadım ve paylaşmak istiyorum.

Karanlıkta Diyalog bugün dünyanın 30 ülkesinde, 130 şehrinde olan bir sergi.  Bu sergi alanı aslında bizim yaşantımızdan parçalar içermekte.  Ziyaretçilere labirent gibi geliyor, çünkü içerisi zifiri karanlık!

Girişte elinize bir baston veriyorlar.  O an hiç size ait gibi hissetmiyorsunuz, ama içeri girince o baston sizin eliniz ayağınız gibi oluyor.  İlk başlarda da inanılmaz tırsıyorsunuz ya bastonu düşürürsem bulamazsam diye.  Sıkı sıkı tuttum bastonumu.  Başladım sağa sola sallamaya etrafta ne varsa hissetmek için.  Sıklıkla da önümdeki arkadaşlarıma çarptım bastonumla.

Baston önemli, ama içerideki esas referans noktanız rehberler.  İçerideki rehberler görme engelli.  Bu nedenle sizin takıldığınız, tökezlediğiniz, paniklediğiniz yerlerde, bütün hayatını o şartlarda geçirmiş biri dağdaki izci gibi oluyor.  Gören görmemeye, görmeyen görmeye başlıyor.

Aslında, siz de bir yerden sonra alışıyorsunuz.  Ben kendi adıma ilk başta gözlerim kapalı dolaşırken, bir yerden sonra gözlerimi açtım.  Görememeye alıştım.  Hal böyle olunca diğer duyularınızı daha çok kullanmaya başlıyorsunuz.  Sürekli etrafa dokunma ve keşfetme ihtiyacı duyuyorsunuz.  Öncelikle rehberinizin sesi olmak üzere etrafınızdaki bütün seslere kulak kabartıyorsunuz.  Görme dışı duyularınız daha canlanmaya başlıyor.
Clipboard01
İçeri 8 kişilik gruplarla tek sıra halinde giriyorsunuz.  İsterseniz arkadaşlarınızla da katılabilirsiniz, ama tanımadığınız insanlarla aynı gruba denk gelme şansınız da var.  Dışarıda belki selam vermediğiniz ve güvenmediğiniz insanlar o 1,5 saatlik yolculukta sizin için yol arkadaşı oluyor.  Özellikle bir önünüzdeki ve bir arkanızdaki kişi sizin için inanılmaz önemli oluyor.  Çünkü esas rehberiniz oradaki görevli olsa da pratikte herkes bir yerde önündekine güvenmeye başlıyor.  Mesela, önünüzdeki bir engeli arkanızdakine de söylüyorsunuz.  Bu deneyimde en çok etkileyen şeylerden biri, tanımadığım insanlara güvenmek zorunda kalmış olmam, onların da aynı şekilde bana güvenmesi oldu.  Herkes birbirini koruyup kollamaya başladı.

Bu deneyimde diğer öne çıkan, hatta en çok öne çıkan his empati.  Bir anda görme engelliler için hiç olduğunu fark etmediğiniz sıkıntıları anlamaya başlıyorsunuz.  İlk küfrü de sizin yürüyüş yolunuzun üstünde park edilmiş bir arabayla karşılaşınca ediyorsunuz.  Ben en çok vapura binerken denize düşerim korkusu yaşadım.  (Evet, biraz kopya da vermiş oluyorum ;) )  Şunu da fark ediyorsunuz ki, inanılmaz bencil bir hayat yaşıyoruz.  Kendimiz dışındakileri, bizden farklı olanları hiç düşünmüyoruz.  Şehir planlamamız da çoğunlukla bu yönde değil.

Arada bir yerde duvarlar bittiği zaman bir tırsıyorsunuz.  Ama yine de rehberinizin sesini takip ederek rahatlıkla ilerliyorsunuz.  Zaten rehber kesinlikle geride kimseyi bırakmıyor.  Başından itibaren size hep isminizle hitap ediyor ve mutlaka geride kalanları takip ediyor.

Bu sıra dışı deneyimin bana bir diğer katkısı da ilginçtir özgüven oldu.  Bir yetinizi kaybedince onsuz da çaresiz kalmadığınızı görmek, o yetiden ibaret olmadığınızı görmek müthiş bir özgüven sağlıyor.  Ben buna benzer bir hissi daha önce askerlikte yaşamıştım.  Zira, orada da yapamayacağım dediğim bir çok şeyi aslında zorda kalınca yapabildiğimi fark etmiştim.  Ama şunu unutmamak lazım.  Öyle keşmekeş şehirlerde yaşıyoruz ki, gören bile bazen başına bir şey gelmediğine dua ediyor.  Tamamen korunaklı, rehberli bir ortamda bir grubun parçası olarak gittiğiniz bir ortamı gerçek şehir hayatıyla zaten karıştırmamak lazım.

Bu vesileyle bir askerlik anımı da paylaşayım.  Kuralarımızı çekmişiz, herkesin hangi usta birliğine gideceği belli.  Acemi birliğinde son eğitimleri alıyoruz.  Bir tatbikata gittik.  Orada üst rütbeli komutanlarla tanıştık ve fırsat bu fırsat herkes görev yerinin nasıl olduğunu, zor bir yer olup olmadığını sordu.  Orada bir albay şöyle cevap vermişti.  “Ben bir doğu kentinde yaşamayı, İstanbul’da yaşamaktan daha güvenli buluyorum.  Çünkü doğuda başınıza ne gelebileceği belli ve her türlü şeye karşı önlem alabilirsiniz.  Ama İstanbul’da başınıza ne geleceğini bilemezsiniz.  Bakarsınız kafanıza saksı düşmüş, ölmüşsünüz.”  Gerçi, yolların kesilmediği günlerdi o zamanlar.

Neyse, konuya döneyim.  Özgüven konusunda bizim grup epey iyiydi.  Yolculuğun sonuna doğru bar tarzı bir yere oturduk ve içeceklerimizi sipariş ettik.  Orada istisnasız hepimiz çay sipariş vermişiz ve bu nadir rastlanan bir durummuş.  Siz de giderseniz yanınızda 10 TL falan bulundurun, hem içecek, hem de bardaki tipbox için.  Cebinizdeki parayı önceden ayarlamanızda fayda var.  Zira, içeride göremeyeceksiniz.  Gerçi, içerideki rehberler parayı zaten tanıyorlar.

Bu sıra dışı deneyimi hepinize tavsiye ederim.  Karanlıkta veya kapalı alanda korkanlar da korkularıyla güvenli bir yoldan yüzleşebilirler.  Zira, panik yaparsanız içerideki rehberlerin yardımıyla rahatlıkla arada dışarı çıkabiliyorsunuz.  Hem kendi engellerinizi aşmak, hem de engelleri olan insanlarla empati kurmak adına da inanılmaz bir fırsat.  Bunun da ötesinde şükretmek için büyük bir fırsat.

Karanlıkta Diyalog” Gayrettepe Metro İstasyonu’nda.  Rahatlıkla ulaşabileceğiniz bir yerde bulunmakta.  Kaçırmayın derim!